Yalın Anlamın Sonu ve Sonrası 

Ali Abdolrezaei nin Şiiri Üzerine

Saeed Ahmadzadeh Ardabili


 

 

       Photo: Parham Shahrjerdi

 

 

Her şiirin bir oluşum süreci vardır. Bu oluşum sürecinde son görünüm, süt ve kaymak gibidir. Şiir, bu sürecin kaymağıdır. Süt de bu kaymağın altından alabileceğimiz başka bir ürün ya da kaymak için kaynak. Şiirin geri planında da söz konusu sürece bağlı tarihsel etkileyiciler vardır. Bireyin zihinselini ilgilendiren, onu etkileyen bir tarihselliktir bu. Bu tarihsellik, şairin, şiiri için özel çevrenini oluşturur. Bu, şiirin tarihselini oluşturan: durum, olay ve olgular bütünüdür. Elbette bir de şairin şiirsel yeteneğini oluşturan zihinseli vardır. Ve her şiir bize, bir yandan yazan bireyin tarihselini, bir yandan da ruhsalını yansıtır. Söz konusu tarihsellik, şiirin kendi içinde anlattığı tarihsel ya da öykü değildir. Bu durumda şiirin bir açık ve gizli tarihseli, bir de açık ve gizli ruhsalı olduğu söylenebilir.

Bir şiiri anlamak, anlamlandırmak bu iki etmenin ortaya çıkarılmasıdır. Bu konuda da okurun deneyimi devreye girer. Genelde şiir diliyle, özelde şairin şiir diliyle ilgili deneyimi ve de yöneldiği şiire ilgisi ve deneyimi. Bu, bazan arka arkaya çıkarımlarla gelişebilir, bazan da çok uzun araştırmalara götürebilir. Bir dilin iletişim içindeki işleyişi, bir aritmetik sorusunun çözülmesi gibidir. Bilinmeyen her öge, şiirin anlamsalına giden yolu tıkayan bir engeldir. Derhal çözülmeyi bekleyen bir engel.

Ali Abdolrezaei nin şiirinde kültürel düzleme baktığımızda doğayla içiçe bir yaşamsal deneyim içindeki kırsal kesim insanının, elden geldiğince yalınlaştırılmış bir anlatım diline tanık oluyoruz. Böylece şairin bir özelliği yalınlık olarak beliriyor. Bu şiirde kendi güçsüzlüğünü, güçsüz bırakılmışlığını yaşamdan aldığı bir işaretle haykıran isyanımsı bir söylem var. Ali Abdolrezaei nin şiiri kırsallığa ve yalınlığa uzanıyor. Yani ilk önce çağrışım düzeyinde kurduğum bu teğet ilişkinin köksel, kökensel bir ilintisi var diye düşünüyorum şimdi. Özelliği ise eylemsellerde kendini hissettiriyor: edilgenlik. Bu edilgenlik, önce olumsuzluk, gücü yetmezlik olarak beliriyor. Sonra da ussallaşmayla, (aslında hem etkin, hem de edilgin bir biçimde takınaklaşan, nehir imgesiyle) etkinleşiyor.

Genel olarak dil, daha ilk basamağında, adlandırma aşamasında bir soyutlamadır. Dış dünyanın, zihnimize “similasyon”larının çıkarılması ve “simile” (benzetilerek aynileştirilmiş) ögeler arası ilişkiler (similasyonun çıkarılması sonucu oluşan bir dizgeler) bütünüdür dil. Dolayısıyla her türlü dil, öncelikle bir soyutlama ve bir değiştirim (yerine başkasını koyma) işlemini içerir. Yani alansal bir kaydırma söz konusudur. Günlük genel iletişim dilinde ise sözcüksel (göstergesel) imge alanına geçilir. Abdolrezaei nin dilinde, yine genel dilden yararlanılmasına karşın, bu dilsel malzemeden yani göstergesel imgelerden yeni birleştirimlere yeni değiştirimlere gidilerek yeni bir düzenleme gerçekleştirilir ve ortaya yeni, özgül bir dil çıkar.
Ali Abdolrezaei özellikle bu şiirinde anlatım tekniği olarak terimlemede kaydırma işlemini kullanmış. Farscada alıştığımız söyleyişleri değiştirmiş.
Dış dünyayı olduğu gibi algılayan biri için farsca olan genel dilin anlatımı "sağım duvar, solum pencere'dir". Ancak dinsel bakışa yerleşen kişi için, sağım(da) Münker, solum(da) Nekir) anlatımına alışık biri için bir düzdeğişmece (métonymie) işlemiyle "sağda olan", "sağ"ın; "solda olan", "sol"un yerine geçirilmiştir. Ayni zamanda bu kulanım bir tekrarı önlemiştir. Daha önce, dizelerinde sağ ve sol kullanılmıştır. Böylece anlatımsal düzlemde bir yoğunlaştırma gerçekleştirilerek, anlamsal düzlemde, hem mekansal anlatım, hem dinsel bürün (örtü), hem de bu dinsel bürünün sürekliliği nedeniyle, duvar ve pencere gibi bir sıkıştırılmış mekan anlatımı sağlayan sözcüklerle Abdolrezaei nin içinde bulunduğu sıkışmışlık ve bu sıkışmışlığın sürekliliği, dolayısıyla, kurtulunamayan, sorunsal sıkıntı ortamı anlatılmıştır.
Bu kaydırmayla oluşan ifade, beden dilsellikten uzaklaşıyor. Bu belki de Ali Abdolrezaei şiirini yapamamasının, (yapmak istememesinin) anlatımıdır. Zaman dönüşümü ise yaşam veren ile yaşamsal olan, yaşamın bir kesiti ömür denkleştirimini, ve bu iki terimin aynileştirildiğini düşündürüyor. Artık şair ölümün yaklaştığının bilincindedir.
Bu dizede "insanin"'in anlamlandırılması anahtar işlevlidir. Şiirde konuşan kişinin muhatap aldığıdır. Insan, iki açıdan değerlendirilebilir, özü itibariyle, niteliği itibariyle. Bu durumda bir tek aşk sözcüğü, hem genel hayata, hem de özel, kendi hayatına iletmiş olur.
Konuşan Abdolrezaei kendisini ifade edebilme gücünü, ana karnındaki ceninin diline benzetmiştir. Bir cenin kendisini ne kadar ifade edebiliyorsa, o da kendini kadar ifade edebilmektedir. Elbette kendi yaşamında kendini böyle duyumsamasıdır, söz konusu olan. Şiirde oynayan yerine geçen şair de dili elden geldiğince yalınlığa çekerken dildeki fazlalıkları atarken, suskunun diline, cenin diline dönüş yolundadır.
Olabilir ki Abdolrezaei için erkeklik bir güç kavramının başka bir göstereni oluveriyor. Ve elbette burada, gücünü hissettiğinde kendini özgür hissetme de devrede. Kımıltısızlık gibi hissettiriyor kendine. Yani en ayrıntıdaki yaşamsal olan (yaşam veren - anılar da dahil- ne varsa) bütünlüyeci bir tesbih ipi gibi çekilmiş, yaşamsalı dağıtmış, perişan etmiştir, -aslında bu benzetme de kültürel bir göndermedir.
Yine Abdolrezaei nin dili cenin diline dönmesi ile "dil"den yalnızca edatın kalması, yani dil(in)de biçimsel en küçük sözcüğün kalması, yani yaşam demek olan dilin, en az anlatım işlevi olan bir ögeye dönüşmesi gibi, (ana/baba/arkadaş da) silinmek üzeredir.
Teknik olarak şiirde koşutlamaya bağlı bakışımlı (ve/ya tamamlayıcı) yinelemelerden söz edilebilir. Bu bakışımlılık bazan kavramsal düzlemde tamamlanıyor. Ve bakışımlı yinelemelerin de yardımıyla, bu şiirinde baba/oğul, yaratan/yaratılan, yaşatan/öldüren ikili aynalarına gönderiyor okuru.
Burada kara boşluğ olarak, kara bir boşluk olur. Kara boşluğu, ölüm olarak değerlendirdiğimizde oğul/hayat/ana, kişiyi ölüme yaklaştırmış, hazırlamış olur. Şiirdeki konuşan insan da durumuna serzenişte bulunan bir varlık. Şiir de bu insana, Ali Abdolrezaei nin ifadesiyle “insancık”a bir armağandır. Bunu hayatın boşluğunu besleyen şiir gibi yorumlayabileceğimiz gibi, konuşanı içine almış bir beşik, bir yatak, bir mezar gibi de yorumlayabiliriz. İnsanı yutan, saklayan.
 

بازگشت