Kalabalık Yalnızlığın Gürültüsü
Ali Abdolrezaei nin şiirin anlamlandırma
Saeed Ahmadzadeh Ardabili

©
Massimo Berruti
Çokseslilik, şiir içi
bir ifadeyle bütün mümkünlerin kıyısında olmaktır. Önem ve değer
kavramının şiir bazında tahtının yıkılmasıdır. Bu, dar anlamıyla
düşünülmemesi gereken bir gerçekliğe sahiptir; şiire ilişkin köklü ve
yenilikçi bir tutumu, tavır alışı öne çıkarmaktadır. Söz konusu olan,
bütün mümkünlerin gerçekleşmesi olasılığı değil, mümkünün ucu açıklığı,
serkeşliği, bağlantısızlığı, belirlenip biçilmiş yazgıların dışında yeni
yazgılar yaratma olasılığının zenginliğidir. Bitmemişlik,
tamamlanmamışlık, sürecin içinde olmak, anlatılanların heyecanını daima
diri tutmak vurgularıyla çoğaltabileceğimiz yaklaşımlar; bütün o
bilinçli eksik bırakışlar, yargıyı askıda bırakma ve nihaileşmemiş
yaşantıları önceleme gibi yöntemler, bütün mümkünlerin tamamlayıcısıdır.
Geçerli olan bir yasa ile hükmedilmeye tepki duyan bilinçler çoğulluğu,
çoksesliliğin bir başka boyutudur. Yüceleştirme yerine anlamanın, karar
yerine kararın ertelenmesi taleplerinin, tek bir doğruya atıfta bulunmak
yerine yaşantının olumsallığının gündeme gelmesinin de önkoşuludur bu.
Zaten şiirin kendi iç yasaları vardır, dışarıdaki herhangi bir yasaya
gönderme yapmaz; yapmamalıdır da. Öğelerin, seslerin, dillerin şiirde
homojen bir bulamaç olarak tek bir hükme vardırıcı estet tarzını
benimsemek, şairin bir masaya oturup kalemini birinin hizmetine
vereceğine dair bir antlaşma imzalamasından farksızdır.
Çoksesli şiirde, her şey yan yana ve karşılıklı etkileşim halindedir.
Şairin farklı ve birbiriyle bağdaşmaz görünen öğeleri bir araya
getirebilme becerisi, birleşik ve bütünlüklü dokuyu yıkma ameliyesi
üslubun tam da merkezinde yer almaktadır. Çoksesli şiirde şairle
söylemin göbek bağı kökünden kesilmiştir. Bunun zorlama ve yapay
deneyler / deneysellikler ya da simgesel aykırı var oluşlarla
karıştırılmasını istemeyiz. Çünkü bu kadarını dışavurumcu sanat zaten
başarıyordu. Ama gene de öteki'leri bilişsel sürecin cansız nesnesine
dönüştürmekten kaçamıyordu. Şiirde kurulacak bir öznenin, şair
tarafından nesneleştirilmesinin önüne bir tek metot geçebilir: Onun
meşruiyetini kabul etmek. Onun yalnızca kendisinin dışa vurabileceği
bireysel var oluşuna –bir hükme bağlamaksızın- kulak kabartmak.
Örneğin; kimi çekincelerimize rağmen, görsel şiiri –ya da bu eğilimin
şiir anlayışına getireceği ayrıksı katkıyı- önemsememizin en önemli
nedeni, bu yaklaşımın heterojen malzeme ile personaları yarıp geçerek
yüzeyde kendisine has bir meşruiyet yaratmasıdır. Bu şiirin gerekçesi
kendi biçemindedir; gösterenle gösterilen birleşmiştir. Meşruiyetten
kasıt bir politikaya göre geçerli ve tutarlı oluşu değil, kendi oluş'u
içinde algılanmayı hak ediyor olmasıdır. Ama sonuçta, bunun şiirde
gerçekleşmesi, görünürlük kazanması ilgilendiriyor bizi.
Çoksesliliğin heterojen dil eğilimi, özellikle azınlık tercihlerinde
görülür. Azınlık ve azlık tercihine en yakın örnek, Ali Abdolrezaei nin
şiiridir. Sözgelimi; ortak özellikleri dilsiz oluşla açıklanabilen ya da
bir çeşit ben yitimi (şizofrenlik) yaşayan deliler, ana dil içerisinde
kendi dillerinin kılçıklı varlığını sürdürmeye çalışan azınlıklar,
haklarını savunmaktan mahrum bırakılan orta ikiden ayrılmış çocuklar,
mühürle iktidarın çekim alanına sokulmaya çalışılan ama sivil kalmayı
seçen kadınlar gibi toplumsal hiyerarşinin en alt düzeyindeki
madun-özneler onun şiirinin başat temasıdır.
Ali Abdolrezaei nin "Mavi göz gelin" şiirinde göçebeliği, yersiz yurtsuz
oluşu; "Dustaq" şiirinde sistemin buyurgan ağzının, doğallığı ve
yaşantısal olanı boğuşunu; "Dalda deyiliş" şiirinde kökenlerin
geçersizleşmesini. Ne var ki Abdolrezaei azınlık söylemini fazla
sahiplenerek ezik ya da marjinal sayılabilecek bir özneyi tecessüm
ettirmiş ve bu öznenin artalanını sahiplenmiştir. Böylelikle de başka
oluş biçimlerini dışlamış, ötekileştirmiş, reyini taraflı kullanmıştır.
Çoksesliliğin yapıtaşlarından olan mikro-deneyim, bitmemişlik ve
kişilerin ayrıksı kanallar talep etmeleri gibi özelliklerin izini
sürmede ise, Ali Abdolrezaei nin şiiri bizi ilginç ve çok yönlü
ipuçlarıyla karşılaştırmaktadır. Onun şiiri, bütün mümkünlerin kıyısında
bir duruş sergilediği için, kişilerinde ortak bir yasaya bağlılık da
görülmez. Yazgıları, şairin dünya görüşüne ve yazgısına bağlı değildir.
Sözgelimi, Abdolrezaei nin yarattığı en orijinal tiplerden biri olan
şiir, herhangi bir değeri temsil etmez. İçinde yaşadığı toplum, onun
eylemlerini kutsayıp doğrulamaz; ama o kendi yanılgısına sahip çıkacak
denli yaşantısaldır. Kendi yanılgı sürecini, tökezlemelerini neredeyse
onun dengiymişçesine yasanın karşısına koyar. Böylelikle herhangi bir
hiyerarşik değerler manzumesine teslim olmadığı gibi, ayrıksı ve çarpıcı
tek kişilik kanalının kendi yasasını oluşturur.
Ali Abdolrezaei nin şiirinde işleyen mantık, her olay ve her olgu için
ayrı bir seçeneği bünyesinde barındırır. Kişileri, herhangi bir modelin
mükemmelen tamamlanmış dünyasına yönelme arzusunda değildir. Her şeyle
karşılaşabilecek bu kişiler, içinde dönendikleri farklı koşullar
ekseninde kendi var oluşlarını birtakım verili fikirlere uydurmaya
çalışmazlar. Acı eşiği yüksek bireyler olarak kurgulanmışlardır ve acıyı
başka biçimde dönüştürüp çoğullaştırarak(mesela utanç, eziklik, hicran)
duyumsama konusunda hipnotik bir beceriye sahiplerdir.
Abdolrezaei nin şiir evreninde devinen bu kişiler, genelgeçer yasaların
yetersizliği konusunda bilinçlidirler. Genelleştirilmeye direnirler.
Şiir de işte tam buradan sökün eder. Kendilerine a priori bir kimlik ve
kişilik seçilerek sahneye çıkarılmayı reddeden bu kişiler, kötü kadınlar
uykusundan öperler. Abdolrezaei nin kişileri kendi bireysel değerlerini
taşıyan seslerden bir ses olarak karşımıza çıkarlar. Her bir karakter
eşanlı ve kendi yazgı anlayışı içinde kavranır; bunun için de örneğin
epik karakterin dışarıdan biçilip giydirilmiş yazgı ve zaman anlayışıyla
uyuşmaz. O, evrilmekte ve değişmektedir.
Ali Abdolrezaei nin şiiri, çoksesliliğe izin vermeyen kuşatıcı ve
biçimlendirici bir hiyerarşiye de uzak durarak, karşı çıkarak açılım
gösterir. Bilakis bu şiirde, her şeyi bir arada, yan yana ve karşılıklı
etkileşim halinde görebilme konusunda, çoksesliliğin ipuçlarını taşıyan
bir sanatsal yetkinlik söz konusudur. Abdolrezaei nin şiirinde önemli
olan; kişinin dünyaya nasıl göründüğü değil, öncelikle dünyanın kişiye
nasıl göründüğü ve kişinin kendi kendisini nasıl algılayıp aktardığıdır.
Ali Abdolrezaei, çoksesli şiirin vazgeçilmez mekânı olan eşikleri
kullanmasıyla da ilgimizi çeker. Şiirde merdiven basamakları, balkonlar,
duraklar, deniz kıyıları, izbe yerler gibi mekânlar tercih edilir. Söz
konusu mekânlar gibi şiirin kendisi de geçişliliğe, sürekli değişime
tabidir ve kişilerin kendi bilincine, kadersizliğe, belirsizliğe
bağlıdır.
Ali Abdolrezaei nin yalnız, yabancılaşmış, yerleşemeyen kişilerle, anti-kahramanlarla
biçim icat etmeye gayret ettiği açıktır. Süblime edilen, savunulan,
sahiplenilen, arka çıkılan, kurtarıcı olarak gösterilen karakterler de
yoktur onda; büsbütün kötülenen, düşman olarak nitelenen, üzerine
gidilen tipler de. Abdolrezaei bu konuyla ilgili olarak, kendisiyle
yapılan bir konuşmada şunlarısöylemektedir. Sergilemektir yaptığı. Bir
durumu, bir kişiyi, bir tavrı, bir yaşama biçimini sergilemek.
Ali Abdolrezaei nin şiirinde öne çıkan kişiler, boşlukta sallanan
insanlar olmaktan, kayıp kişiler olmaktan hiçbir zaman kurtulamazlar.
Söylediği gibi insanlarla kaynaşmış, kalabalık bir yalnızlıktır bu.
Kalabalık, patolojik, yenik bir kişilik sarmalı olarak nitelenebilecek
Ali, Abdolrezaei şiirindeki çokseslilik aranışının en önemli örneğidir
kuşkusuz. Dilin; bir şey söylemekten veya ifade etmekten çok, serbest
dolaylı bir üslup aracılığıyla gürültüden söze, sesten anlama bir geçiş
üreten bir akış, bir katalog, bir ses veya duygular dizisi yaratması
daha önemlidir. Şair için burada vurgu, kişinin bağlı olduğu değerler
dizgesini kutsamak ya da alaşağı etmek değildir. Hatta şair için kişi
bir kişi bile değildir; bir şiirsel öğe, bir tasarım, nesneler akışının
sunumsal bir parçasıdır.
Çoksesli, çokdilli, çokmerkezli bir şiire yakın duran biçim ve içerik
argümanları taşır "Tehlikede Yaşam". Gevşek, dağınık bir örgü içinde
çoklu bağlantılar ve tanıklıklarla, farklı mekânlar, zamanlar ve
göndermelerle açımlanır. Kendi kendisine nasıl göründüğüyle ilgilenmesi
de şiirsel bir çoğulluğa kapı aralar. Şair sayıklamaları eşliğinde kimi
anılarını imgeleminde canlandırmaya çalışır. Geçmişini deşer, çocukluk
ve ilk gençliğinin bellekte bıraktığı tortuları kurcalar. Abdolrezaei 'ni
tanıyan, onun yaşayışında yeri bulunan silik insanlar da şiirde farklı
adlar / sesler olarak ve nesneler zincirine eklenen parçalar olarak
konuşurlar. Ali şiir için neyse onlar da odur. Bu özgül dünyanın özne ve
nesnesi, ben'leri ve öteki'leri yoktur. Hepsi bir duygular dizisini
sunmaya yönelir. Burada bir çokdillilikten söz edilebilir. Abdolrezaei,
şiirde Ali 'yi farklı yönlerden betimleyen, onun hakkında çeşitli
bağlamlarda konuşan, onun özel sorununu öne sürmektedir.
Abdolrezaei şiirinin ana mecrasını belirleyen şey bizim oluş diye
tanımladığımız patetik kanaldır. Şiirlerinde en sevilen ya da şaşırtıcı
bulunan bölümler, şiirlerinin gerçek bir açılım sağlayan yerleri;
patetik sızıntıların şiirde sökün ettiği yerlerdir. Daha sonraki
şiirlerinde de izleri sürecek olan ergenlik bunalımı, kendini hor görme,
bedeniyle uğraşma, cinsel yalnız bırakılmışlık gibi özellikler,
Abdolrezaei nin şiirinde önemli bir rol üstlenmiş, altan alta varlığını
hep devam ettirmiştir. Söz konusu ergen-oluş'un en karakteristik örneği
"Kandoma Bükülmüş Hediye"nin şiirleridir.
Şairin bir parçası olduğu yaşamsal gerçeklik, şiirin kurulmasında ister
istemez etkili ve yön tayin edicidir. Her şair yaşadığı zamana istese de
istemese de çok güçlü bağlarla bağlıdır. Zamanından çok kopuk olarak
yazdığında bile, mevcut çerçevenin büsbütün dışında olma iddiası güdemez.
Şiir her zaman siyasi, sosyolojik, kültürel, tarihi ufkun ve konuşulan
dilin geniş arkaplanını ardına alır. Şiiri kaldırmayacağı bir
gerçeklikle sınayamayacağımız gibi zaman dışı bir kurgunun içine de
atamayız. Her iyi şairin geleceğe bırakılmış kimi yönleri, açılmamış
tarafları olduğunu düşünüyoruz. Ancak bunların içerisinde, çağımızın
sorunlarına yakın sorunları yaşamış olanların bir ayrıcalığı olduğu da
su götürmez. Zaten çokseslilik her şeyden önce bu çağın bir
gereksinmesini ifade eder. İyi eserlerin güçlü taraflarından, dirilik
alameti olan taraflarından çıkarılmış bir metotlar bütünüdür. Teksesli
çok başarılı şiirlerin mevcudiyeti, çoksesliliği yeğleme gerekçelerini
ortadan kaldırmaz.
بازگشت |
 |
|